Salim Taşçı (Diğer Yazıları) 25 Temmuz 2010 Pazar
TÜRKİYE NELER GÖRDÜ NELER...
Yazı Büyüklüğü : A A A
TÜRKİYE NELER GÖRDÜ NELER...
27 Mayıs,
22 Şubat,
21 Mayıs,
12 Mart
… Ve 12 Eylül…
* * *
Eylül ayı’nı severim, nedeni 18 Eylül’de doğmuş olmamdır.
12 Eylül’ü tarih’e bırakırım, gerçeği yazdığı içindir…
* * *
Tarih, diktatörlerle, darbecilerle doludur. Kimi rejim değiştirir, suyun başını tutup diktatör olur, kimisi de demokrasiyi yok etmek için, demokrasi maskesi altına sığınıp, ülkeyi kargaşa ortamına sürükleyenlere “ Kendinize çeki düzen verin …” diyerek müdahaleci olur…
Sudan’ da, Numeyri,
Libya’da, Kaddafi,
İran’da, Humeyni,
Irak’ta, Necip, Saddam Hüseyin,
Mısır’da, Nasır, Enver Sedat,
Suriye’de, Hafız Esat,
Tunus’ta, Habib Burgiba,
Almanya’da, Adolf,
Portekiz’de, Salazar,
İspanya’da, Franco,
Yugoslavya’da, Tito,
Sovyet’lerde, Stalin,
…Ve hatta Kıbrıs müdahalesi olmasa, Yunanistan’ da, Papadopulos…
* * *
Türkiye’ye gelince,
Cemal Gürsel,
Talat Aydemir,
Memduh Tağmaç,
…Ve Kenan Evren…
Portreleri hangi vitrine konulacaktır.
Bir tarafta diktatör,
Beri tarafta demokrasi’nin rayına oturtulması…
* * *
Sene 1978, eşimle evlilik yıldönümümüzü kutlamak üzere, bir lokanta arıyoruz… Saat 19… Ve tüm yerler kapalı… Oturacağımız bir yer yok. Caddelerde, sokaklarda yürürken, gerek caddenin ve gerekse sokağın ortasından yürüyoruz… Araba gelirse, sağa, sola kaçıyoruz… Neden mi. Caddeler, sokaklar bölünmüş, bir taraf sağ, bir taraf sol… Nereye adım atsan sorgudasın… “Solcu musun, sağcı mısın? “ O dönemde en iyisi! Ot olmak ya hadi neyse.
* * *
Bir şehirde yolcu otobüs firmaları bile sağcı-solcu diye ayrılmıştı.
Devlet birimlerinde karşıt görüşlüler aynı odayı paylaşmayacak derecede bölünmüşlerdi. Kardeş kardeşe düşman olmuş, ortalık kan gölüne dönmüştü. Turlar, turları izliyor meclis bir türlü Cumhurbaşkanı seçemiyordu. Herkes birbirine soruyordu; Nereye gidiyoruz? Demokrasi raydan çıkınca düzeltmenin kolay olmayacağını bilmeyen yoktur. Ne yazık ki, bilmesi gerekenler bile sağlıklı düşünmekten uzak bir yol izliyorlardı… Genelkurmay’a çuvallar dolusu mektuplar, dilekçeler gönderiliyor, hepsinin isteği bir cümlede düğümleniyordu… “ Daha ne bekliyorsunuz ?”
* * *
…Ve beklenen son gelmiş, asker müdahale etmek zorunda kalmıştır. Bu arada her zaman, her yerde olduğu gibi, kraldan çok kralcılar da çıkmış, haksız gözaltılar, işkenceler baş göstermiştir. Açıkçası, kurunun yanında, yaş da yanmıştır. O tür olumsuzluklara sebebiyet verenlerin cezalandırılmaları elbette gereklidir. Kanun Devleti, kanunları uygulamalıdır. Nevzat Çelik’in Şafak Türküsü bir daha yazılmamalı, okunmamalıdır. Sebep olunmamalıdır. Suçsuz yere insanlar asılmamalıdır. Yüce Allahtan dileğimiz; Türkiye’de bir daha müdahaleler olmamasıdır. Demokrasinin raydan çıkarılmamasıdır. Çoğulcu demokrasinin devam etmesidir.
* * *
Gelelim can alıcı meseleye; 12 Eylül gereklimiydi, müdahaleciler yargılanmalı mıdır?
Bu sorunun muhatapları;
Hayatta olan,
Sayınlar,
Demirel, Erbakan ve Zevatı…
Eh sayınlar hadi cevap verin artık… İnsan ilelebet mağdur rolü oynayamaz. Sanık ayağa kalk diyeceğiz amma, o kadar çok sanık var ki, yargılamaya zaman yetmez…
Yazık günah değil midir, bir kuşak gençliği heder etmek, birbirine kırdırmak, geride bir yığın gözü yaşlı, yüreği yaralı ana, baba bırakmak?
Suçlu, suçlular yargılanmalıdır, ancak geçmişin, olayların sentezi yapılarak. Tarihin ikiz kardeşi! Gerçek adalettir.
* * *
İmparator,
Kral,
Diktatör,
…Ve müdahaleci…
Seç, beğen, al!
Hangisi uygunsa,
Vitrinine koy…
* * *
Hani ya, Nasrettin Hoca’nın hırsız meselesi…
“Ya hırsızın hiç mi suçu yok? “
* * *
Var, var, var da,
Herkes işine geldiği gibi konuşur, işine gelmeyene sağırdır…
Ne demiş Fuzuli;
“ Söylesem tesiri yok,
Sussam gönül razı değil …”
|